26 Nisan 2020 Pazar

Dünya Tarihi 1. Bölüm - William McNeill

Bu kitap için yorumum daha önceki roman yorumlarımdan biraz farklı olacak. Romanlar ve şiir kitapları benim için bir dil ve duygusal gelişim aracıdır. Bir edebiyatçı olmadığım için bu konudaki fikirlerimi kendi içimde de çok derin irdeleyemiyorum. Bunun iki nedeni var. Birincisi bu konuda yetkin olmam mümkün değil. İkincisi de toplumda bunun bana maddi manevi getirisinin harcadğım zamana oranla düşük kalacağına olan öngörümdür. Bu roman ve şiirin değersizliğinden ziyade benim roman ve şiiri yorumlayabilecek kadar değerim olmadığını gösterir. Kendime dair bu tespitim nafile bir tevazu değildir. Sadece hayatta seçtiğim yolun sonucudur. Zira bir mühendisim ve hayatımı mühendislik yoluyla kazanmaktayım. Pragmatik bir sonuçtur bu.

Tarih ve felsefe kitaplarına ise biraz daha ayrıntılı okuma ve sindirme gereği hissediyorum. çünkü hayatı anlayabilmek için azami düzeyde tarih ve felsefe üzerine düşünmem gerekiyor. 33 yaşını bitirdiğim şu günlerde hafsalamın artık daha güçsüz olduğunu hissediyorum ve bunun nedeni olarak da beynimi belki de rölanti de çalıştırdığımdan kaynaklandığını hissediyorum. Sıradan günlük işlerden ziyade artık hafsalamı canlı tutmak için biraz vites dişlilerini farklı şekilde ayarlamak gerekiyor. Bundan dolayı Tarih ilmi ile alakalı bu kitabı her bölüm bitiminde yorumlamak ve böylece kendime de tekrar hatırlatmak niyetindeyim. Uzun bir girizgahtan sonra kitap hakkındaki yorumuma geçebilirim. Her bölüm bittiğinde yeniden yazımı güncelleyeceğim.

Kitap rahmetli Erhan Göksel'in zamanında yapmış olduğu tv programda işaret ettiği üzere tarihi karşılaştırmalı bir kronoloji ile sunuyor. Belli tarihler arasında dünyanın belirli bölgelerinde yaşananları karşlılıklı olarak vermeyi amaçlamış. Örneğin İstanbul'un fethi sırasında Amerika ve Avustralya kıtalarında ne oluyordu? Bu açıdan ilgi çekici bir perspektif sunuyor. Ayrıca tarihçi olmayanlar için de dili ve anlatımı oldukça keyifli.

İlk bölümü tarihi öncesi uygarlıklardan sümer uygarlığının sonuna kadar hızlı bir girizgah şeklinde ilerliyor.

1. Bölüm

İlk insanlar görülmeye başladığı andan itibaren atalarında kalan kalıtsal özelliklerle hayatlarını devam ettirmişlerdir. Ateşin yakılması ve bazı aletlerin kullanımı da insan öncesi yaratıklara özgüdür. Avcı toplayıcı biçimde yaşamını sürdüren ilk insanlar hayatlarını sürdürürken buzulların çekilmesi Batı Avrupa'da sık ormanların oluşumuna neden olmuş bu da insanların kuzeye doğru büyük sürülerin peşinden gitmesini sağlamıştır. Bununla birlikte başka bölgelerden gelen bazı insanlar sık ormanlarda otlayabilen geyik benzeri hayvanları avlamaya başlamışlardır. Bunun içinde soğuk ortamlara uygun deri kıyafetleri dikmek için bazı becerileri geliştirmeleri gerekmiştir.

Mezopotamya ise özel bir yere sahiptir. Burada insanlar ilk defa tahıl üretimine geçmişlerdir. Bu da düzlüklerde ve ovalarda gerçekleşebilir. Bunun için insanlar sulama sistemleri geliştirmişlerdir. Bu da yazıyı icat eden Sümerlilerin doğuşuna tanıklık etmiştir. İlk başta sadece aile üyelerinin kendi ihtiyaçları için geliştirilen tarım zamanla nüfus artışı ve toprakların verimsiz hale gelmesiyle daha büyük insan topluluklarının ortak çalışması için bir yönetici sınıfının oluşmasına ihtiyaç duymuştur. Bu yönetici sınıf da tanrılardır ve bu tanrıların yeryüzü temsilcisi ruhban sınıfıdır. Bu tanrıları memnun etmek için insanlar ellerindeki tahılın büyük kısmını vermişler ve yetmediği yerde de tanrılar için çalışmak zorunda kalmışlardır. Bu da medeniyetin inşası için gereken emek gücünü sağlamıştır. Büyük insan topluluklarının daha organize ve verimli çalışması da tanrıları memnun edecek terzi, mimar, dokumacı gibi mesleklerin doğmasına neden olmuştur.

İlk başta mal kaydı için oluşturulan yazılı kil tabletleri yazanlar, daha sonra kayıt sırasında orada bulunanların ismini de tablete koyabilmek için bir sözcük oyunu yaptılar. İnsanların isimlerindeki heceleri nesneleri resmederek kaydettiler. Daha sonra her hece için bir harf meydana geldiğinde bütün yasaları, kuralları ilişkileri kaydedebilecek bir yazı meydana geldi.

Bütün bu tanrısal kurallar ile her olay ve sonuç rahiplerin yönlendirebildiği veya en azından engelleyebildiği tanrısal ödül/ceza sistemine dönüştü. Bu da ilkel de olsa ortak bir yönetim birliği kurulmasını sağladı. Birkaç bin nüfuslu şehirler meydana geldi. Fakat bu sefer de şehirler arası savaşlar baş gösterdi. Örneğin sulama da nehrin öncesinde yer alan şehir fazla su aldığında diğer şehirlerde verim düşüyordu. Bundan dolayı rahip sınıfı dışında bir askeri güç oluşturuldu. Merkezi yönetime bağlı bir askeri güç oluşturulsa dahi merkezden uzaklaştığında yerel oligarklara meyledebiliyorlardı. En sonunda Sümerler birliği sağlayamayarak dağıldı. Fakat bütün bu olaylara baktığımızda hukuk, askeri güç, mimari gibi kavramlar ortaya çıktı ve medeniyet kavramı doğmuş oldu.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder